Konuşmak, iletişimin en görünür biçimidir. Ancak en derin iletişim çoğu zaman sessizlikte gerçekleşir. Bir bakış, bir duruş, bir bekleyiş bazen binlerce kelimeden daha fazlasını anlatabilir.
İnsan çoğu zaman konuşarak anlaşacağını düşünür. Oysa bazı şeyler vardır ki kelimelerle anlatılamaz; bazen sessizlik anlatır.
Sessizlik bir boşluk değildir. İçinde duygu, düşünce ve anlam taşır. Kimi zaman söylenemeyen bir acıdır, kimi zaman ifade edilemeyen bir sevinçtir. Bazen de kelimelerin yetersiz kaldığı yerde verilen en dürüst cevaptır.
Söylenmeyen sözlerin de bir dili vardır. İnsan sözünü anlayana söyler; davranışını ise değişmeye niyeti olana gösterir. Söz tesir etmediğinde, geriye bazen sessizlik kalır.
İki insan arasındaki sessizliğin niteliği, o ilişkinin derinliğini gösterir. Tanımadığınız biriyle yaşanan sessizlik rahatsız edebilir; çünkü doldurulmak ister. Bu yüzden çoğu zaman gereksiz konuşmalarla o boşluk kapatılmaya çalışılır. Fakat gerçekten yakın olduğunuz biriyle saatlerce hiçbir şey söylemeden oturabilirsiniz. Çünkü o sessizlik eksiklik değil, bir anlaşma hâlidir.
Sessizliği herkes doğru okuyamaz. Konuşmayan insanı ilgisiz, soğuk veya uzak sanabiliriz. Oysa bazen en çok düşünen insan en az konuşandır. Çünkü kelimelerin değerini bilen insan, onları rastgele kullanmaz.
Bilgi de böyledir. Her bilgi her yerde söylenmez. Anlayacak, değer verecek ve dinleyecek bir muhatap olduğunda anlam kazanır. Aksi hâlde güzel bir söz bile karşılıksız kalabilir.
Fakat sessizlik her zaman olgunluk değildir. Bazen susmak, bir sorumluluktan kaçmaktır. Haksızlık karşısında susmak, söylenmesi gereken doğruyu saklamak; vicdanı ağırlaştıran bir sessizliğe dönüşür. Sessizlik bir güç olabilir ama bazen de korkunun arkasına saklanan bir perde olabilir.
Bu yüzden doğru söz, doğru zamanda ve doğru yerde söylenmelidir. Çünkü içinde kalan söz bazen insanın yüreğinde bir yük olur. Yerinde söylenen hakikat, bir yarayı göstermek ve iyileşmenin yolunu açmak gibidir.
İletişimde sessizliğin yerini bilen insan, kelimelerin kıymetini de bilir. Her şeyi söylemek, her zaman çok şey anlatmak değildir. Bazen az ve öz konuşmak düşündürür; çok ve gereksiz konuşmak ise anlamı azaltır.
En güçlü iletişimlerden biri, doğru anda susabilmektir. Çünkü o sessizlikte karşıdaki insan düşünür, hisseder ve kendi cevabını bulur. Sessizlik bazen kelimelerin öğretemediğini öğretir.
Ancak konuşana da bakmak gerekir: Ne söylüyor, söyledikleri hayatıyla uyumlu mu? Sözleriyle davranışları birbirini destekliyor mu?
Çünkü gerçek etki sadece sözle değil, yaşantıyla oluşur. Güzel söz ve doğru davranış bir araya geldiğinde anlam kazanır. Bazen dinlemek gerekir, bazen düşünmek, bazen de sessiz kalmak…
Asıl olan; konuşmanın da susmanın da yerini bilmektir. İnsan, sözüyle ve sessizliğiyle kendini gösterir. Doğru bildiği yolda samimiyetle yürüyen insanın hem kelimesi hem de susuşu anlam taşır.
Bir Cevap Yazın