Peki Ya Biz?

Hayatının son anlarında, ölümle burun buruna iken bile eline geçirdiği tahtayı üzerine gelen drone’a fırlatıyor ve şehadete kadar elinden geleni ardına koymuyor. Hz. Musa’nın “Benim onda başka ihtiyaçlarım da var” dediği asasını akla getiriyor bu sahne.

Bir komutan düşünün ki askerlerini öne sürmek yerine en ön safta kendisi yer alıyor, kanının son damlasına kadar azimle mücadele ediyor.

Gazze halkı ise “Hasbünallâhü ve ni’mel vekîl” sözüyle tanınan imanı yaşıyor. Yerlerini terk etmek şöyle dursun, adeta haykırıyorlar: “Bizi yok etmeye mi çalışıyorsunuz? Buyurun, biz buradayız ve burada olmaya devam edeceğiz. Bizi öldürdüğünüzü sansanız da bizim ölülerimizin cennette, sizin ölülerinizin cehennemde olduğunu biliyoruz. İmanımızı içimizden söküp alamayacaksınız.”

Bu imana, bu teslimiyete bakar mısınız? Bizim için büyük bir örnek. Asr-ı saadet “ben buradayım” diyor.

Yahya Sinvar’ın son anları, Mûte Savaşı’nı hatırlatıyor. Mûte’de Hz. Ca’fer sağ elinde sancağı taşırken sağ kolu kesildi, sancağı sol eline aldı. O da kesilince sancağı iki koluyla göğsüne bastırdı. Sinvar’ın kolunun yaralandığı anlatılıyor; bu sahne akıllara Hz. Ca’fer’i getiriyor. Mûte’de olduğu gibi sayıca az topluluklar Allah’ın izniyle galip gelebilir.

Her şey Davud’un sapanındaki taşla Calut’u yenmesiyle başladı. 7 Ekim’den önce Gazzeli çocuklar da Davud misali taş atıyordu. “Taştır” deyip küçümsemeyin. Rivayete göre Nemrut’u da bir sinek öldürmüştü. Hareket olmazsa sonuç da olmaz. Allah bir şey vermek istediğinde kuldan bir çaba görmek ister. Hz. Meryem’e bile doğum sancısı içindeyken “Hurma ağacının gövdesini silkele” denildi (Meryem, 25). İhlasla yapılan çabaya Allah karşılık verir. O çocuklar büyüdü. Kimi şehit oldu, kimi hâlâ mücadele ediyor. Zaferi görenler de Allah’ın inayetiyle olacaktır.

Peki ya biz?

Önce kendime soruyorum, sonra size.

Hangimiz farz kılınan beş vakit namazı, özellikle Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) faziletini anlattığı sabah ve yatsı namazlarını cemaatle camide kılıyor?

Hangimiz, Rabbimizin kendisine yemin ettiği vakti hakkıyla değerlendiriyor?

Gazze’de yiyecek bulmak zorken, hangimiz önündeki yemeği israf etmiyor?

Hangimiz üzerimize düşen görevleri hakkıyla yerine getiriyor?

“Elimden bir şey gelmez” demeyelim. Bir elimiz yağda, bir elimiz balda iken Gazze’de anne babalar, bebeklerinin cansız bedenlerini kucaklarında taşıyor. İçinde bulunduğumuz durumdan şikâyet etmeyelim. Gazzeli kardeşlerimizden hangisi şikâyet ediyor? Bir şikâyet varsa o da Şeyh Ahmed Yasin’in şikâyetidir: “Allah’ım, ümmetimin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum.”

Zillete düşmemek için önce Allah’ın aziz kıldığı Gazze halkını örnek alalım. Ardından Peygamber Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem), en güzel örneği.

Gazze, Kur’an’da “sâatü’l-usre” (güçlük saati) diye anılan Tebük Gazvesi’ni andırıyor. Tebük’te Hz. Ebû Bekir malının tamamını, Hz. Ömer yarısını getirdi. Hz. Osman ise en büyük desteği sağladı.

Hangimiz Gazze için Hz. Ebû Bekir olduk? Hangimiz Hz. Ömer olduk? Hangimiz Hz. Osman olduk? Onları örnek alalım ve malımızla yardım edelim.

Hangimiz medresede okurken ilmi, sorumluluk bilinciyle okudu? Öğrendiklerimizle kendimizi değiştirmiyor, onunla amel etmiyor, anlatmıyor, topluma ve en az bir kişiye bile fayda sağlamıyorsak ne için okuyoruz? Bu, Rabbimizin Kur’an’da emrettiği “oku” değildir.

İnsanlara bilmediklerini öğretmeliyiz. Gazze’de yaşananlara kayıtsız kalmama bilincini aşılamalıyız. Önce kendimizden başlayıp değişmeliyiz:

اِنَّ اللّٰهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتّٰى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْ

“Bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 11)

Allah’ım, Filistinli ve Gazzeli kardeşlerimize yardım et, onları muzaffer kıl.


Bir Cevap Yazın