Sulanmayı Bekleyen Tohumlar

Şöyle bir hikaye anlatılır:
“Bir adam varmış dünyayı düzeltmek istemiş, ama yapamamış. Ülkeyi düzeltmek istemiş. Onu da yapamamış. Şehri düzeltmek istemiş. Onu da yapamamış. İlçe, köy, mahalle derken evinde bulmuş kendini. Ailemi düzelteyim demiş, onu da yapamayınca kendini düzeltmeye başlamış. Önce kendini düzeltmiş. Ailesi ondan etkilenip kendisini düzeltmiş. Ailesi mahalleyi, mahalle köyü, köy ilçeyi, ilçe şehri, şehir ülkeyi, ülke de dünyayı düzeltmiş.”
Başka bir hikaye de kısaca şöyledir:
“Bir baba oğluna küçük parçalara ayırdığı bir dünya haritası verir ve düzeltmesini ister. Oğul alır düzeltir ve babasına getirir. Baba şaşkın bir şekilde sorar nasıl yaptığını. Oğul ise haritanın arkasında bir insan resmi olduğunu ve o resmi düzeltince haritanın da düzeldiğini söyler.”
Her kişi dünyanın düzen içinde olmasını ister. Ama kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.
Tolstoy’un bu konuyla alakalı şöyle bir sözü akla gelir: “Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür, ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.”
Büyük bir sorunu çözmek için önce onu parçalara ayırmak gerekir. İnsanlık’ın parçası da insan’dır.
Evvela nefsi diyecek, kendini ıslah edeceksin ki düzeltmek istediğin kişiye karşı tam teçhizatlı bir şekilde taarruzda olabilesin.
Hz Ömer’in; “İnandığınız gibi yaşamıyorsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.” sözü, kişisel değişimde toplumun etkisi bağlamında değerlendirilebilir.
Ortada bir inanç var, yaşanmıyor, yaşanamıyor.
Neden mi?
Çünkü “yaşadığımız” bizim değil ki.
Öz’den uzaklaşıyor insan. Gözüne süslü geliyor ancak süsün altında küçük bir hazdan başka ne var ki?
Önyargılardan kurtulmalı insan. Önyargı putunu kırmalı İbrahim Aleyhisselam misali. İbrahim Aleyhisselam halkının inandığı, ibadet ettiği putları kırdı da bir ders verdi insanlığa. Tek başına değil miydi? Öyleydi, tek başınaydı. İbrahim Aleyhisselam gençti ve cesurdu. Halkının “put evi”ne girdi de putları kırdı, halkı onu anlamadı, anlayamadı. Hicret etmesi gerekti de hicret etti Mekke’ye.
Bizim hicret etme gibi bir lüksümüz yok. Buralar bizim. Ele vermeye niyetimiz de yok. İbrahim Aleyhisselam nasıl ki halkının “put evi”ne girdi putları kırdı ise bizim de insanlarımızın “put evi”ne; zihnine girip o putları kırmamız lazım. İbrahim Aleyhisselam bir adım attı, bize yol gösterdi. Zürriyetinden Peygamber Aleyhisselam geldi, Mekke, Medine demeden dünyaya yaydı “insanlığın kurtuluşu”nu. Baktığımızda yetiştirdiği gül misali sahabeler dünyanın farklı farklı ülkelerine, şu anki imkanlar olmadan ne cefalar çekerek insanların sefası için gitmişler, kabirleri bir tohum olmuş. Sulanmayı bekleyen tohumlar…
Sözün kısası:
İbrahim Aleyhisselam olmak var, put kırmak için.
Muhammed Aleyhisselam olmak var,
gül yetiştirmek için,
dünyaya tohum serpmek için…

Topic:

Yorum bırakın